
27 Mart 2009 Cuma
19 Kasım 2008 Çarşamba
Up and Down..

Aynı gün içinde hem ağlayıp hem de gülüyorum. Ben buna Up and Down Sendromu diyorum kısaca:) Böyle zamanlarım var anlamaya hatta anlamlandırmaya çalıştığım. Belki de çözüm yine basittir gözümün önünde dururken ben onu göremiyorumdur.Sanırım biraz geri çekilip açıyı genişletmem, uzaklaşmam lazım. Hayatı akışına bırakmak belki yapmam gereken!
01 Kasım 2008 Cumartesi
12 Ekim 2008 Pazar
Boulders Beach; Bu plaj Penguenlerden sorulur:)
Artık daha iyiyim. Bu hafta derslerim biraz yoğundu. Öğrencilerim beni özlemiş, ben de onları..Biraz hasret giderdik, onlara bol bol Cape Town’u anlattım. Anılarımı sindire sindire paylaşmaya başlayabilirim. 
Penguenler bana her zaman çok sevimli, komik gelmişlerdir.Cape Town’a gitmeden önceki araştırmalarımda yapılacak etkinler arasında en çok dikkatimi çeken de “Penguenlerle denize girin” tavsiyesi olmuştu. Maalesef hava itibariyle denize giremedim ama onların dibine kadar plaja indim.O kadar eğlenceliydi ki!
Boulders Plajı Hint Okyanusu kıyısında bulunan çok muhteşem bir yer.Bu penguenler işini biliyor yani, öyle güzel bir yere kapak atmışlar ki:) Tüm çevreyi doğal park olarak koruma altına almışlar.Bu yüzden plaja inerken geçtiğimi
z yollarda kuş sesleri hiç eksik olmuyordu.Plajdan sıkılmış olan penguenleri bu yolda çalıların arasına girmiş uyurken görebiliyorsunuz.İnsanlardan hiç kaçmıyorlar, hatta siz onlara yaklaştığınızda bile hiç istiflerini bozmuyorlar.Tabi orası onların evi neden kaçsınlar ki, biz misafiriz nasıl olsa:)
Yürüyüşleri,kayalardan inerken zıplamaları,denizden çıkarken hemen dimdik olmaları... O kadar komikler ki! Ben sustum fotoğraflarım anlatsın.
z yollarda kuş sesleri hiç eksik olmuyordu.Plajdan sıkılmış olan penguenleri bu yolda çalıların arasına girmiş uyurken görebiliyorsunuz.İnsanlardan hiç kaçmıyorlar, hatta siz onlara yaklaştığınızda bile hiç istiflerini bozmuyorlar.Tabi orası onların evi neden kaçsınlar ki, biz misafiriz nasıl olsa:)Yürüyüşleri,kayalardan inerken zıplamaları,denizden çıkarken hemen dimdik olmaları... O kadar komikler ki! Ben sustum fotoğraflarım anlatsın.



06 Ekim 2008 Pazartesi
Cennetteyim sandım.. Cape Town
Bloubergstrand'dan Table Mountain (Masa Dağı) manzarası Cape TownÇok uzun bir uykudan uyanmış gibiyim.Hala her gözümü kapadığımda kendimi oralarda görüyorum.Gerçek olamayacak kadar güzel yerler gördüm.Öyle anlar yaşadım ki rüyadayım sandım..Cennetteyim sandım..
Hislerim beni yanıltmadı. Cape Town’u ısrarla görmeyi istemem boşuna değilmiş.Orada geçirdiğim zamanlar yaşamımdaki en güzel günlerdendi.Kelimelere dökmek zor. Fırsatı olan herkesin ömründe bir kere bile olsa görmesi gereken bir yer bana göre.Hatta zorlayıp fırsat yaratmaya bile değer! Daha öncede bahsetmiştim oraya gitmeyi çok istediğimi. Bu isteğe bir parça kararlılık ekleyince eşimle kendi fırsatımızı yarattık aslında. Cape Town’da gerçekleşecek olan uluslar arası bir konferanstan eşimin bir araştırmasına sunum için kabul geldi. Böylece ben de bir bayram havası. Giderken kalbim kanatlanıyor sandım.Ee malum yol biraz uzun kanatlanması pek fena olmadı:)
Türk Hava Yolları TK 080 numaralı uçağımla tüm Afrika’yı geçip yaklaşık 14 saatlik bir yolculuğun ardından bol yağmurla zar zor Cape Town’a indik. Güney yarım küreye geçmiş olduğumuzdan şehirde mevsim kıştan çıkmaya çalışıyordu.Hal böyle olunca çok yağmur, çok rüzgar, zaman zamanda bol güneş gördük.Havanın bu kararsızlığıyla benim de bedenim iflas etti ve biraz(!) üşüttüm.Şimdi bayılmış bir şekilde yatıyorum.Ama oradayken pes etmeden sabah akşam gezdim.Napalım hasta olmaya değerdi.
Gezimizde bize hem şoförlük hem de tur rehberliği yapan bir arkadaşımız vardı.Gerçi tur rehberliğini kim kime yaptı orası tartışılır ama neyse:)
Kardeşimin bir arkadaşı Cape Town’da yaşıyor ve sağ olsun bizi misafir etti.İki senedir orada yaşamasına rağmen haftanın 6 günü çalıştığından bir çok yere bizimle ilk defa gitmiş oldu.Yani rehberlik hizmeti benim araştırmalarım sayesinde bana düşmüş oldu.
Her gezdiğim günü, her gittiğim yeri ayrıntılı şekilde yazmak istiyorum.Oradaki anılarım çok değerli ve kaydı tutulmalı.Biraz daha takatim olduğunda yazacağım her şeyi.Şimdi güç toplamalıyım dinlenme vakti.Belki rüyamda oralarda olmaya devam ederim..
Hislerim beni yanıltmadı. Cape Town’u ısrarla görmeyi istemem boşuna değilmiş.Orada geçirdiğim zamanlar yaşamımdaki en güzel günlerdendi.Kelimelere dökmek zor. Fırsatı olan herkesin ömründe bir kere bile olsa görmesi gereken bir yer bana göre.Hatta zorlayıp fırsat yaratmaya bile değer! Daha öncede bahsetmiştim oraya gitmeyi çok istediğimi. Bu isteğe bir parça kararlılık ekleyince eşimle kendi fırsatımızı yarattık aslında. Cape Town’da gerçekleşecek olan uluslar arası bir konferanstan eşimin bir araştırmasına sunum için kabul geldi. Böylece ben de bir bayram havası. Giderken kalbim kanatlanıyor sandım.Ee malum yol biraz uzun kanatlanması pek fena olmadı:)
Türk Hava Yolları TK 080 numaralı uçağımla tüm Afrika’yı geçip yaklaşık 14 saatlik bir yolculuğun ardından bol yağmurla zar zor Cape Town’a indik. Güney yarım küreye geçmiş olduğumuzdan şehirde mevsim kıştan çıkmaya çalışıyordu.Hal böyle olunca çok yağmur, çok rüzgar, zaman zamanda bol güneş gördük.Havanın bu kararsızlığıyla benim de bedenim iflas etti ve biraz(!) üşüttüm.Şimdi bayılmış bir şekilde yatıyorum.Ama oradayken pes etmeden sabah akşam gezdim.Napalım hasta olmaya değerdi.
Gezimizde bize hem şoförlük hem de tur rehberliği yapan bir arkadaşımız vardı.Gerçi tur rehberliğini kim kime yaptı orası tartışılır ama neyse:)
Kardeşimin bir arkadaşı Cape Town’da yaşıyor ve sağ olsun bizi misafir etti.İki senedir orada yaşamasına rağmen haftanın 6 günü çalıştığından bir çok yere bizimle ilk defa gitmiş oldu.Yani rehberlik hizmeti benim araştırmalarım sayesinde bana düşmüş oldu.
Her gezdiğim günü, her gittiğim yeri ayrıntılı şekilde yazmak istiyorum.Oradaki anılarım çok değerli ve kaydı tutulmalı.Biraz daha takatim olduğunda yazacağım her şeyi.Şimdi güç toplamalıyım dinlenme vakti.Belki rüyamda oralarda olmaya devam ederim..
22 Eylül 2008 Pazartesi
Gerçeğe dönüşmek üzere olan dileğim..
Güney Afrika'ya ilk gitme isteği içimde nasıl uyandığı zamanı anımsıyorum.Sadece kısa bir an için içimden geçen cılız ama samimi bir sesti. "Ben de oraya gitsem!". Bu cılız ses zaman geçtikçe büyük bir dilek olmaya başladı.Şimdi bu dileğim gerçekleşmek üzere! Bu gece Güney Afrika Cape Town'a doğru yola çıkıyorum:) O kıtaya ayak basmak bile benim için büyük bir macera demek. Çok heyecanlıyım çookkk..
Etiketler:
içimden geçen,
keyif zamanı,
tatlı heyecanlar,
yolculuk
20 Eylül 2008 Cumartesi
Geçen günler...
Bu aralar günlerim çok hızlı ve dolu geçiyor, yaşadıklarımı yazmaya bile vakit bulamadım.Geçtiğimiz 3 hafta içinde kız kardeşimi istemeye geldiler, sonraki hafta nişanlandı, ertesi gün Hindistan'dan çoookk önemli misafirlerimiz geldi,onun dışında hala koşuşturma içindeyiz başka bir heyecan yaşıyoruz...
Kardeşimin mutluluğa kavuşması biraz ani
oldu.Babama erkek arkadaşı açıklandı,tanıştırıldı ve sonunda biz de kızı verdik! "Kız verme" durumu komik bir olay bence.Tabi beni de aşkıma verdiler o da ayrı:) Nişanda mutluluk ve olmaması gereken gözyaşı,gerginlikler hakimdi! Ama pasta güzeldi güzel..
Nişanın ertesi günü önemli misafirlerimizi karşıladık.Kimler mi derseniz?
Sumitra Gandhi Kulkarni ve eşi Prof. Dr. Gajanan Raghunath Kulkarni..
Öyle değerli insanları ağırlamak bizim için çok keyifliydi.İki gün bizde kaldılar.İlk gece bazı öğrencilerimle birlikte yemek yedik ve biraz sohbet ettik.Sonra ki gün çok kısa bir şehir turu yaptık.Ulu Camii, Kapalı Çarşı, Koza Han ve biraz alışveriş..
Bizi ısrarla Hindistan'a davet ettiler.Kısmet artık en kısa zamanda inşallah gideriz:)
Başka başka.. bi de kalbimi pır pır eden bir bekleyiş var.Ayrıntılar on Monday!
03 Eylül 2008 Çarşamba
Çocuklar da Yoga yapar!
Biz büyükler yoga yapabiliriz de çocuklar yapamaz mı?! Bizler stresliyiz de onlar değil mi?!
Gelin görün ki onlar artık bizden daha stresli. Kendi gerginliğimizi, korkularımızı onlara yüklüyoruz. Bizden daha esnek bedenlere sahip olmaları gerekirken,minicik vücutları kaskatı şekilde dolaşıyorlar. Beyinlerinde olmaması gereken binlerce düşünce barındırıyorlar.Ve bu çocuklar büyüyünce daha da sağlıksız, mutsuz, hiç bir şeyden zevk almayan bireyler olarak yaşamaya devam ediyorlar.
Aslında birey olamamanın sıkıntısını çekiyorlar.
Bu yüzden çocuklar da yoga yapmalı.Tabi biz büyüklerin yardıml
arıyla doğru şekilde yoga yapabilmeliler.İşte size çok güzel bir kaynak! Canım yoga eğitmeni arkadaşım Beste Dolanay'ın kitabı Lotus Çiçekleri'ni gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.İnanın içindekileri görünce siz büyükler de faydalanabileceksiniz. İzmir'e gittiğimde Beste'yi ziyaret ettim ve kitabımı imzalattım:) Bir süredir uzaklarda olduğu için hasret giderdik.Diğer güzel projelerini konuştuk.Toplumsal projeler olarak geliştirdiği çalışmaları Beste'nin sitesi olan yogamini'den inceleyebilir hatta destek olabilirsiniz.
"...Çocuk yogasıyla elde etmeye çalıştığımız dört ana hedef, kendimizle ve çevremizle ilgili farkındalık yaratmak, fiziksel, duygusal, zihinsel, ve sosyal olarak dengeli olabilmek, doğru nefes ve gevşeme tekniklerini öğretmektir. Yoga, bu dört konuda daha küçük yaştan başlayarak sağlıklı bireyler haline gelmemize yardımcı olur.
...Yoga, daha derin bir boyutta, aslında hepimizin 'bir' olduğu, ve tek bir bütünün parçası olduğumuzu anlamayı öğretir. Her zaman becerilerimizin el verdiği kadar ve şu andaki farkındalığımızla elimizden gelenin en iyisini yapıyor olduğumuz inancında, her an öğrenmeye ve gelişmeye yer olduğu bilinciyle, kendi hayatlarımızdan kendimizin sorumlu olduğunun farkına vararak yaşamlarımızı sağlıkla geçirmek, özgelişim ve kendimizi tanımak için araçlar sunar..." Lotus Çiçekleri Divya Beste Dolanay
14 Ağustos 2008 Perşembe
Son anda...
Son anda kararlaştırılan yolculukları çok seviyorum. Birden bire akla gelen bir düşünce dalgası önce insanı tetikler, sonra ani bir planla tüm engeller ortadan kaldırılır.Aslında ortadan kalmasını istemek bile yeterlidir o anda hiç birşey çaresiz değildir.İçin bir kere o istekle dolmuştur, o anda tek yapılması gereken sadece gitmektir.Sorgusuz sualsiz sadece istenilene kavuşmak..
Öyle uzak bir yere gitmiyorum:) Sadece bir kaç gün İzmir'deyim.Özlemişim biraz havasını, suyunu..
Öyle uzak bir yere gitmiyorum:) Sadece bir kaç gün İzmir'deyim.Özlemişim biraz havasını, suyunu..
07 Ağustos 2008 Perşembe
Winter Garden & Portobello Cadısı

Eşim konferanstayken 3 gün boyunca Winter Garden benim mekanım oldu.Hemen hemen bütün banklarında oturup kitabımı okudum, gelen geçeni izledim hem de hiç üşümeden:) Güneşe hasret bir şehir ama şehrin göbeğinde kurdukları bu bahçeyle her türlü bitkiyi tanımanın keyfini çıkarıyorlar.Yolculuğa çıkarken yanıma uzun zamandır duran ama bir türlü okuyamadığım Portobello Cadısı'nı almıştım.Vee kitabı çok sevdim 2 günde bu bahçede içine gömülüp bitirdim.Zaten Paulo Coelho'yu çok severim ama bu kitabıyla onu biraz daha sevdim:)

"...Birden, saniyeden de kısa bir an için, tüm hayatımızın doğrulandığını, günahlarımızın bağışlandığını ve sevginin hala bizi sonsuza kadar dönüştürebilecek en büyük güç olduğunu hissederiz. Ama aynı zamanda korkuya da kapılırız..."
"...Tek yapmamız gereken, burada olmamızın bir nedeni olduğunu anlamak ve kendimizi buna adamaktır. O zaman, irili ufaklı tüm acılarımıza gülebilir, her adımın bir anlamı olduğunun ayırdına vararak korkusuzca yürüyebiliriz..."
"...Unutulmaz bir şey yaşadığımın farkındaydım, ancak geçip gittikten sonra anladığımız o büyülü anlardan biriydi. Ne geçmişte, ne gelecekte, tümüyle şimdideydim... "
"...Tanrı'nın yüceliğinin kendini basit şeylerde açığa vurduğunu bir kere daha anladım..."
Güneşe hasret bir yaşam!

Her ne kadar bu günlerde sıcaklardan bunaldığımda söylensemde ben güneşi seviyorum. Sheffield soğunu kendime hatırlatmam şikayetlerimi bitirmem için yeterli oluyor.Oradayken bir kez daha farkettim güneşsiz bir yaşam bana göre değil! Evet çok güzel bir şehir gerçekten çok beğendim ama çok nadir kendini gösteren güneş bana yetmedi.İçimi ısıtamadı.
Banklar ve çimler üstünde yatan insanlarla doldu.Hele buz gibi suların altına girip oynayan çocukları görünce şaşırmamak ve üzülmemek mümkün değil(yukarıdaki fotoğrafa tıklayıp görebilirsiniz).Güneş vardı diyorum ama ben hala polarla dolaşıyordum.Bakmayın yani siz onların incecik kıyafetlerle yattığına.Üşümüyor bu vatandaşlar:)
Inspiration

Study of a Block of Queensland Opal and specimen of Opal
Alexander Macdonald (1877-1921)
02 Ağustos 2008 Cumartesi
Rüzgarı beklemek..
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Camden Town
Diğer çok sevdiğim yer Camden Town. İngiltere'ye gitmeden önce nerelere gidilir araştırmamda karşıma çıkan yazıların kimisinde çok renkli harika bir yer yazanda vardı, uçuk insanların çoğunlukta olduğu,alkol ve uyuşturucu kullananların bol olduğu çok tehlikeli bir yer diyende.Tabi beni renkli ve ilginç kısmı ilgilendirdi.Vee iyi ki gitmişiz.Bir günümüzün çoğu orada geçti.Ne mi vardı derseniz? Evet çok renkli,açık pazar yerleri var,çok değişik alışveriş yerleri var,her türlü mutfaktan yemeklerin satıldığı ve kokular arasından geçerken sürekli acıktığınız yolları var,her türlü takı ve kıyafet var, hatta jartiyerli kabarık etekler bol var. Her yeri dövmeli, piercingli 1 £ karşılığı herkesle poz verip geçinen Prince Albert'ı var.Sokak müzisyenleri var."Jesus is alive" diyen insanlar var.Organik kahve satan çok kibar bir satıcı var var da var bana göre.. Çılgın, her daim yaşayan bir yer gördüm orda.




Anlattığım kadar renkli değil mi? Gideceklere tavsiyem bir tam gün ancak yeter hele ben çok inceler, her şeyi kurcalarım diyenler için az bile gelebilir.
20 Temmuz 2008 Pazar
What's on a Man's Mind

Nasıl ama..!
Science Museum'da Psikoloji bölümünde karşımıza çıkan karikatürü belki bilenler vardır ama ben ilk defa gördüm ve sanırım orijinali imiş.Çok güldüm, çok açıklayıcı:)
Science Museum'da Psikoloji bölümünde karşımıza çıkan karikatürü belki bilenler vardır ama ben ilk defa gördüm ve sanırım orijinali imiş.Çok güldüm, çok açıklayıcı:)
O poşetlerdekiler bebek maması kıvamında kahvaltı,akşam yemeği.Bir tanesi de yanlış hatırlamıyorsam elmalı tatlı idi.
Bu da meşhur Apollo. Nasıl çalışmış bu hiç anlamadım, kötü bilim kurgu filmlerindeki uzay araçlarına benziyordu.

Bu kadar güzel müzeler iyi güzeldi ama Londra'da yaşam çok zor gözüktü benim gözüme.Trafik var evet hem de çok var. İlk gidişimizde havalimanından Londra şehir merkezine gitmek için servis ayarlamıştık, dakiklerdir biz geç kalırız diye korkarken ağaç olduk ağaç! Uzun bir süre bekledikten sonra geldi ve yola koyulduk.Şen şakrak etrafı izliyorum, aaa evlere bak evlere diye. Bir anda kendimi İstanbul’da dolmuşta sandım. Çok hızlı ve sarsarak kullanıyorlar minibüsleri,otobüsleri! Haa bir de yolda çiçek satan kadınlar, cam temizlemeye çalışan çocuklar vardı. Yollarda her yerde çöp görünce afalladım.Açıkçası biraz şok olmuştum ilk gördüklerimle.Almanya ile kıyasladım belki!Medeniyeti düşününce önce aklıma temizlik ve trafik kurallarına uyan insanlar geliyor.
Bu fotoğrafta da ne görmek isterseniz o var.İsteyen acayip arabaları görür isteyen sıra sıra güzel binaları ya da sadece trafiği fark edebilirsiniz.Bakış açımız işte..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











